11 Haziran 2009 Perşembe

kurtlar vadisi-alin tasciyan

Alaturka bir Hollywood taklidi

'Kurtlar Vadisi Irak', teknik ve finansal yetersizlikler nedeniyle, ABD yönetiminin zaman zaman propaganda aracı olarak kullandığı Hollywood yapımlarının düşük yoğunluklu bir taklidi...

KRİTİK - Alin Taşçıyan

Kendini fazlasıyla ciddiye alan bir film "Kurtlar Vadisi Irak". Tipik bir ticari aksiyon sineması örneği olmasına rağmen "Büyük lokma ye, büyük laf etme" atasözünü hiç duymamışçasına yazılmış didaktik ve ağdalı diyaloglarıyla, tutarsız senaryosuyla izleyiciye belirli fikirler empoze etmeyi amaçlıyor. Bunu da faşizan siyasi doğruculuk ve belirli bir tarikat üzerinden - hangisi olduğunu dergâhı ve zikri izleyen bir uzmana sormalı! - dindarlıkla, resmi bağlantısı gizlenmiş örgütün silahlı eylemleriyle yapması ciddi bir etik sorun doğuruyor.

Alaturka bir kopya gibi
"Kurtlar Vadisi Irak"ı zaman zaman ABD yönetiminin propaganda aracı olarak kullanılan Hollywood yapımlarının teknik ve finansal yetersizlik nedeniyle düşük yoğunluklu bir taklidi olarak ele alabiliriz.
Gerek mizanseni gerek efektleri açısından aksiyon sineması standardını tutturan düzgün bir yapım olmasına rağmen film, biçimde elde ettiği başarıyı, Mezopotamya'nın yüzlerce yıllık geçmişini, ABD'nin dünya üzerindeki rolünü, Türk olma kavramını basite indirgeyip bölgedeki sıcak savaşa tepeden bakan bir içerik uğruna feda ediyor.

Sınırları zorlayan şiddet
Silahlı çatışmaları, takip ve patlamaları, bombalı saldırıları, kurşunlarla delik deşik olan insanları, harcanan çocukları, işkenceye uğrayan mahkûmları, böbrekleri ve başka organları, Batılı zenginlere satılmak için rızaları dışında alınanları gördükçe midemiz bulanıyor. Son yıllarda izlediğimiz "Bir Zamanlar Askerdik", "Rüzgârla Konuşanlar", "Güneşin Gözyaşları", "Kara Şahin Düştü" misali propagandist yapımların silik bir alaturka kopyası haline geliyor "Kurtlar Vadisi Irak".
Artık geniş kitlelerin midelerinin gerçek şiddeti grafik şiddet gibi kaldırabildiği keşfedildiğinden beri Hollywood'un sınırlarını zorladığı efektler, bu filmde de karşımıza çıkıyor.
ABD'lilerin Türk askerlerinin başına çuval geçirmesini hazmedemediği için önce Polat'a şikâyet mektubu yazan, sonra "Vatan sağolsun" deyip kendini vuran subay, filmimizin gidişatını da tetikliyor. İki dirhem, bir çekirdek kibar Türk rambosu Polat ve komedi üçlüsünü andıran ekibi soluğu Erbil'de alıyor.
Önce yolda görevlerini yapıp otomobili ve üstlerini aramak isteyen üç Kürt askeri vuruyorlar. Sonra Erbil'in Amerikan sermayesiyle işletilen lüks otelinin taşıyıcı kolonlarına C4 patlayıcı koyup çuvalın sorumlusu ve bölgenin zalimi, Amerikan askerlerinin sivil komutanı Sam Marshall'ı (ne isim ama; hem Sam Amca hem Marshall Planı) huzurlarına çağırıyorlar. Bu iyi çocukların dâhiyane planı şu:
Sam Marshall ve adamları, başlarına çuval geçirip basının karşısına çıkacak, Türk askerlerin intikamı alınmış olacak. Göze göz, dişe diş, çuvala çuval!

Billy Zane çok kötü
Kahramanlık payesini hak etmek için yönetmeninin ifadesiyle Türk olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Polat'ın biraz daha ileri görüşlü olması işine yarardı. Çünkü filmin geriye kalanında boş çuval gibi oradan oraya sürüklenirken kimseye hayrı dokunamıyor.
Psikopat ve sosyopattan daha beter bir tanıma ihtiyaç duyulan kötü adam Sam, Polat'ın karşısına şeytani bir planla çıkıyor.
Billy Zane, "Titanik"teki rolüne kıyasla hem karakter hem oyunculuk açısından çok daha kötü. O kadar ki, İsa ile konuşmalarından piyano çalışına kötü adam karikatürü haline geliyor.

En iyi karakter şeyh
Mazlumlar başka âlem. En iyi karakter, bir tarikat şeyhi. Dergâhında herkese kucak açan, özlü sözlerle Müslümanları birliğe ve barışa çağıran, şiddet karşıtı, etnik köken ayırt etmeksizin herkesin saygı duyduğu Ghassan Masoud, etkileyici yüzünü görünce bizim de yumuşadığımız bir mistik. Ancak film burada da didaktik tavrını sürdürüyor. Bireysel örneklere odaklanarak Türk, Türkmen, Arap cici; Kürt ve Amerikalı kakadan sonra, Hıristiyan, Musevi, Müslüman fanatik haram, İslam Tasavvufu helal diyor, açıkça.
Böyle bir öykü anlatmak için bu kadar masrafa ve zahmete girip karşılığını da hakkıyla alan "Kurtlar Vadisi Irak" idealist bir film mi, peki? Değil, ama bir tür misyoner film olduğu söylenebilir.
Türk hükümetlerinin geçmişteki politikalarını özellikle sürekli ABD yardımı alınmasını eleştirirken "ecdadımız" diye nitelediği Osmanlı'nın bölge halkına zulüm etmeyen tek egemen güç olduğunu ileri süren; yurttaşlık açısından değil milliyet açısından Türklüğü yücelten, mistik İslam anlayışını âlemdeki birlik olarak öneren net bir tavrı var.
Bu tavrı incelikli biçimde sunamaması, doğru sözleri yazamayıp hamasi bir söylemle yetinmesi ve olay örgüsündeki gedikleri göze batar hale getirmesi senaryonun misyonunu da "Görevimiz Erbil'de Tehlike" düzeyine indirgiyor.

Dublaj önemli bir sorun
Filmin çok önemli bir başka sorunu da dublaj. Hollywood yapımlarında herkesin İngilizce konuşması hastalığı "Kurtlar Vadisi Irak"a da sirayet etmiş. Ara sıra çeşni olsun diye birkaç Kürtçe cümle ediliyor ama başroldeki Necati Şaşmaz dahil kimsenin kendi sesiyle konuşmaması kulak tırmalıyor ve yapay bir hava veriyor filme.
Serdar Akar'ın akıcı ve yerinde mizanseninin, zorlu bir projede doğru hareketleri ve açıları bulma yeteneğinin sağlam bir senaryoyla buluşmasını dört gözle bekliyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder