4 Haziran 2009 Perşembe

TÜRK AYDINI VE DARBELER-2

Türk aydını ve darbeler- 2
Sevdalım Hayat adlı anı kitabımda anlattığım gibi 27 Mayıs darbesi olduğunda 14 yaşındaydım ve ne olup bittiğini anlayamıyordum. Hatta sokaklardaki coşku beni etkiliyordu bile diyebilirim.

Ama bu darbe sonunda Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesi, içimde onulmaz yaralar açtı ve o günden sonra 27 Mayıs darbesini kesin bir dille suçlamaya başladım.

İleriki yıllarda bu tutumum bazı arkadaşlarımla aramın açılmasına neden olacaktı.

Çünkü sol aydınların büyük çoğunluğu 27 Mayıs darbesini “ilerici” olarak niteliyor ve diğer darbelerden ayrı tutuyordu.

Bense darbenin darbe olduğunu, hiçbirinin haklı bulunamayacağını savunuyordum.

Bugün bile turnusol kağıdı 27 Mayıs darbesidir.

Eğer bir aydın diğer darbeleri suçluyor ama 27 Mayıs’ı haklı buluyorsa, “iyi darbe-kötü darbe” , ya da “senin darben-benim darbem” ayrımı yapıyor demektir ve bu ileride yapılacak yeni bir “iyi darbe”yi özlemekle eş anlamlıdır.

Bir ülkede seçilmiş başbakan, askeri bir komitenin kararıyla idam edilirse, o ülkenin siyasi dengeleri yerli yerine oturmaz, o halk demokrasisini geliştiremez.

Menderes’lerin idamıyla başlayan kanlı macera, on yıl sonra Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarıyla devam etti ve sonunda 17 bin faili meçhul cinayetin olduğu bir ülkeye dönüştü.

Eğer birkaç ay daha beklense ve Menderes hükümeti normal bir seçim yoluyla yıkılabilseydi, inanın Türkiye’nin kaderi başka türlü çizilirdi.

Bu açıdan 27 Mayıs hâlâ bir mihenk taşıdır.

Darbeye karşı olduğunu söyleyen her aydın, 27 Mayıs konusunda ne düşündüğünü açıklamak durumundadır.
***


Darbe dönemlerinde askerler Türkiye’yi “design” etmeye kalkıştılar.

Onlara göre durum gayet basitti ve emir demiri keserdi.

Soğuk savaş doktrinleriyle doldurulmuş kafalar, iflah olmaz biçimde sol düşmanıydı.

Bu yüzden bütün mesailerini, soğuk savaşın cephe ülkesi ve Sovyetler Birliği’nin komşusu olan Türkiye’de solu durdurmaya adadılar.

1968’de Paris’te başlayıp dünyaya yayılan gençlik hareketleri, hiçbir ülkede bizimki kadar büyük bir drama yol açmadı. Bu hareket Türkiye’de arkasında kanlı izler, genç ölüler bırakarak geçip gitti.

Çünkü cunta liderleri, solcu gençleri öldürtüyor ve onların karşısında silahlı çarpışmaya girecek yeni milisler hazırlatıyordu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç’ın dahiyane (!) buluşuyla “iti ite kırdırmak” stratejisini uyguluyorlardı.

Bu amaçla bir takım kamplar kurarak orada ülkücü gençler yetiştirdiler, silah talimleri yaptırdılar. Bu gençler sokağa çıktı, solcularla çatışmaya başladı.

Olan bu ülkeye oldu ve 5 bin genç öldü.

Daha sonra sol gençlik hareketlerini durdurmak için dincilerle kol kola girdiler. İmam hatip okullarını, Kuran kurslarını, Milli Görüş hareketlerini desteklediler.

Sonuçta nereye geldiğimiz ortada.

Son Ada kitabında anlatmaya çalıştığım gibi toplumsal oluşumları, darbeyle, yasakla, emirle düzenlemek olanaksız.

Sonuçta 90’lı yılların izlerini Şırnak ve Silopi kuyularında aramak zorunda kalıyorsunuz.


Zülfü LİVANELİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder